Futbolcular

Beşiktaş’ın gol için neye ihtiyacı var?

Beşiktaş'ın iyi oynamasına rağmen gol sayısı düşük. Gol için ihtiyaç duyduğu şeyleri incelemek gerekiyor. Önce Eyüp maçında neleri iyi yaptığına bakalım: Kapalı Eyüpspor savunmasını açarken Beşiktaş’ın yaptığı en doğru şey, topu aceleyle ceza sahasına doldurmak…

Beşiktaş’ın iyi oynamasına rağmen gol sayısı düşük. Gol için ihtiyaç duyduğu şeyleri incelemek gerekiyor.

Önce Eyüp maçında neleri iyi yaptığına bakalım:

Kapalı Eyüpspor savunmasını açarken Beşiktaş’ın yaptığı en doğru şey, topu aceleyle ceza sahasına doldurmak yerine rakibi uzun süre kendi yarı alanına hapsetmesi ve savunmanın farklı noktalarını sürekli zorlamasıydı.

Özellikle dört şey işe yaradı:

  • Sabırlı yerleşim ve sürekli dolaşım: Beşiktaş rakip yarı sahada 309 başarılı pas yaptı; Eyüpspor yalnızca 51. Bu, savunma bloğunu sürekli sağa-sola hareket ettirip boşluk aradığı anlamına geliyor. %89 pas isabeti de hücumların kolay kolay sona ermemesini sağladı.
  • Bekin hücuma katılması: Rıdvan sadece çizgiye basan bir bek olmamış. 4 gol fırsatı yaratmış, 0,30 xA üretmiş ve iki çalımının ikisini de başarıyla tamamlamış. Kapalı savunmaya karşı bir oyuncunun bire bir rakip eksiltebilmesi savunma düzenini bozmanın en değerli yollarından biri.
  • Olaïtan’ı hatlar arasında kullanması: Bence asıl anahtar burası. Olaïtan 5 gol fırsatı yarattı, 0,71 xA üretti ve 10 kez son üçte başarılı pas verdi. Üstelik golün asistini yaptı. Yani Beşiktaş sadece kenardan dolaşmadı; savunmanın orta saha ile defans hattı arasına da oyuncu sokabildi.
  • Birden fazla yaratıcı merkez kullanması: Orkun 12 kez, Salih 13 kez son üçte başarılı pas yaptı. Orkun ayrıca 3 gol fırsatı yarattı. Böylece Eyüpspor yalnızca Olaïtan’ı kapatarak Beşiktaş’ın üretimini durduramadı.

Bunun sonucunda Beşiktaş 34 kez rakip ceza sahasında topla buluştu ve 19 şut üretti. Yani “kapalı savunmayı hiç açamadı” demek doğru olmaz; savunmanın içine ve çevresine girmeyi başardı.

Ama burada önemli bir ayrım var: Beşiktaş kapalı savunmayı açmayı, açtıktan sonra öldürmekten daha iyi yaptı.

Çünkü savunmayı hareket ettirdi, çizgiden ve merkezden tehdit etti, Olaïtan ile araya girdi, Rıdvan’la adam eksiltti. Fakat bu üstünlüğün sonunda şutların 12’sinin ceza sahası dışından gelmesi, hücumların son aşamasında hâlâ yeterince temiz pozisyon üretilemediğini gösteriyor.

Ben bunu tek cümleye indirgersek:

Beşiktaş kapalı takımı pas temposu, genişlik, Rıdvan’ın bindirmeleri ve Olaïtan’ın hatlar arasındaki yaratıcılığıyla açtı; fakat açılan savunmanın içine santrforu ve koşucuları yeterince sokamadığı için üstünlük ikinci ve üçüncü gole dönüşmedi.

Peki o zaman Beşiktaş’ın bunları yapmak için nasıl birine ihtiyacı var:

  • Stoperlerin arasında yaşayacak. Sürekli orta sahaya gelip top almaya çalışırsa Beşiktaş’ın zaten kalabalık olan yaratıcı bölgesine bir oyuncu daha ekler. Olaïtan, Orkun, Trossard, Cerny zaten top isteyen oyuncular. Santrforun görevi onların önündeki savunma hattını geriye çivilemek olmalı.
  • Ön direk–arka direk koşularını çok iyi yapacak. Rıdvan’ın 5 orta denemesi, Orkun’un 6 orta denemesi ve takımın toplam 5 isabetli ortası var. Böyle bir takımda santrforun ceza sahasında ortanın geleceği noktayı sezmesi şart.
  • Cut-back dediğimiz geriye çıkarılan topları bitirecek. Kapalı savunmaya karşı en değerli koşulardan biri kale çizgisine gitmek değil, penaltı noktası ile altıpas arasındaki boşluğa doğru zamanda girmek. Olaïtan ve Rıdvan gibi oyuncuların yarattığı boşlukların karşılığını burada almak gerekir.
  • Tek vuruş kalitesi yüksek olacak. Beşiktaş’ın ihtiyacı beş kez top kontrol eden santrfor değil. Kapalı savunmada boşluk yarım saniye sürüyor. Bir kontrol-bir vuruş, hatta mümkünse direkt vuruş.
  • Sırtı dönük oynayabilecek ama orada yaşamayacak. Stoperden baskı alıp topu Olaïtan, Orkun veya Cerny’ye tek pasla bırakabilmeli; sonra hemen ceza sahasına koşmalı. Duvar olacak ama oyun kurucu olmaya çalışmayacak.
  • Stoperleri fiziksel olarak meşgul edecek. İki stoper onunla uğraşınca Olaïtan’ın ceza sahasına koşusu, Cerny’nin içe kat etmesi veya Rıdvan’ın bindirmesi için alan açılır.
  • Ceza sahası sezgisi güçlü olacak. Sekmeler, bloklanan şutlar, direkten dönen toplar… Beşiktaş bu maçta 7 şutu bloklattı ve bir kez direğe takıldı. Böyle bir oyunda “çöpçü golü” küçümsenecek şey değil; aksine çok değerlidir.
  • Önde baskıyı başlatabilecek. Beşiktaş rakibi sahasına hapsetmek istiyorsa santrfor sadece golcü olamaz. Rakip stoperin hangi tarafa pas vereceğini yönlendirmeli, kaleciye dönüşü tetiklemeli ve takımın önde kalmasını sağlamalı.
  • Hava tehdidi olacak. Mutlaka iki metrelik pivot demiyorum ama stoperler “orta gelirse bu adam tehlikeli” diye düşünmeli. Yoksa savunma kanat oyuncularına rahatça iki kişi çıkabilir.

Ve bence en kritik özellik şu:

Bu santrforun gol atmak için çok topa ihtiyacı olmamalı.

Çünkü bu takımda topu Cerny, Olaïtan, Orkun, Trossard ve Rıdvan kullanacak. Santrfor bazen 30-35 kez topa dokunup sadece 4-5 şut çıkaracak, ama bunların 3’ünü ceza sahasının tehlikeli bölgesinden atacak.

Yani ben bu sistem için klasik anlamda “gezgin, teknik, oyuna katılan 9 numara”dan önce ceza sahası yırtıcısı + presçi + duvar oyuncusu ararım.

Hatta bunu üç kelimeye indiririm:

Sabitleyecek. Koşacak. Bitirecek.

Italiano’nun 2021-22 Fiorentina’sında Vlahović tek santrfordu ve takımın hücum referans noktasıydı. Juventus’a ocakta gitmeden önce ligde 21 maçta 17 gol attı; 90 dakika başına 0,82 gol temposuna ulaştı. Beşiktaş Futbol Direktörü Önder Özen de birkaç hafta önce resmi kulüp açıklamasında Vlahović’in “kariyer sezonunu Italiano ile geçirdiğini” özellikle söyledi.

Bizim biraz önce çıkardığımız kriterleri Vlahović’in üzerine koyarsak tablo şöyle:

  • Stoperleri sabitleme: Çok uygun. Italiano dönemindeki taktik analizlerde Vlahović doğrudan hücumun “odak noktası” olarak tarif ediliyor. Stoper genellikle sırtında kalıyor; Vlahović merkeze yaklaşınca stoperi yanında götürüyor ve arkadaki alanı üçüncü oyuncunun koşusuna açıyor. Yani Olaïtan, Cerny veya Trossard’ın içeri koşması açısından tam aradığımız özellik.
  • Ceza sahası koşusu: Çok güçlü. En karakteristik hareketlerinden biri merkezden çapraz koşuyla stoperi götürüp aniden yön değiştirmesi. Italiano döneminde bunun özellikle savunmanın kör tarafından yapılan koşularda kullanıldığı görülüyor. Bir başka önemli ayrıntı: Italiano, Salernitana maçından sonra özellikle Vlahović’in ön direğe yaptığı koşudan memnun olduğunu ve bunun üzerinde çalıştıklarını anlatmıştı.
  • Cut-back/geriye çıkarılan top: Çok uygun. Eski scout raporlarında Vlahović’in kanattan hücumlarda topa doğru hareket edip özellikle geriye çıkarılan pası beklediği açıkça görülüyor. Yani Rıdvan çizgiye indiğinde ya da Olaïtan ceza sahasına girdiğinde, Vlahović’in doğal hareket repertuarında tam bu pası karşılayacak koşu var.
  • Tek vuruş bitiriciliği: En kuvvetli taraflarından biri. Scout analizinde önceki sezon gollerinin önemli bölümünü ilk dokunuşla bitirdiği özellikle vurgulanıyor; yerde olmayan toplarda da vücudunu ayarlayıp köşeye yönlendirebiliyor. Juventus’un resmi profili de fizik gücünün yanında tekniği, şut gücü ve ceza sahasındaki soğukkanlılığını temel özellikleri arasında sayıyor.
  • Sırtı dönük duvar olma: Var, fakat kusursuz değil. Italiano onu orta sahaya yaklaştırıp kısa pas opsiyonu olarak kullanıyordu. Topu indirip üçüncü oyuncuya tek pas veriyor, ardından yeniden ileri koşuyordu. Bu tam Orkun–Olaïtan–Vlahović üçgenine uygun. Ama burada bir uyarı var: o dönemin verilerinde hücum ikili mücadelelerinin yalnızca yaklaşık %29’unu kazanıyordu ve baskı altında topu vücuduyla koruması geliştirmesi gereken özellik olarak gösteriliyordu. Yani Lukaku tipi kusursuz pivot değil.
  • Fiziksel tehdit: Evet. 1,90 metre, yaklaşık 83 kilo, güçlü ve açık alanda düşündüğünden daha hızlı. UEFA verilerinde 34 km/s üzerine çıkan hızı da görülüyor. Bu nedenle stoperi hem sırtına alabiliyor hem de arkaya koşuyla tehdit edebiliyor.
  • Hava topu: Görüntüsü kadar büyük silah değil. İşin şaşırtıcı taraflarından biri bu. 1,90’lık fiziğine rağmen geçmiş verileri Vlahović’in elit bir hava topu santrforu olmadığını gösteriyor. Opta’nın 2020-21 analizinde hava mücadelelerinin yalnızca %42’sini kazandığı ve kafa vuruşlarından beklenenden az gol ürettiği görülüyordu. Yani “kanada in, Vlahović’in kafasına orta yap” onun ideal kullanım şekli değil. Yerden servis daha tehlikeli.
  • Pres: En tartışmalı bölüm. Italiano zamanında hocası onun çalışma isteğini ve takım arkadaşlarına yardım etmek için rakibi kovalamasını övüyordu. Fakat aynı dönemin aksiyon verileri, Vlahović’in savunma katkısının Serie A santrfor ortalamasının altında olduğunu gösteriyor. Bunun bir kısmı taktik görevden kaynaklanıyordu; Italiano onu hücum için saklıyordu. Dolayısıyla “pres yapmaz” yanlış olur ama 90 dakika deli gibi pres yapan Gabriel Jesus tipi bir santrfor da değil.

Bir de çok önemli başka tarafı var: Vlahović yalnızca ceza sahasında bekleyen santrfor değil. Fiorentina’da topa yaklaşabiliyor, stoperi dışarı sürükleyebiliyor, üçüncü adam oyununa duvar olabiliyor ve sonra ceza sahasına tekrar saldırabiliyordu. Bu yüzden Italiano’nun oyununa uyumu tesadüfi değil.

Ama Beşiktaş açısından iki ciddi soru işareti var.

Birincisi sağlık. 2025-26’da sol adductor longus kas-tendon birleşiminde ciddi sakatlık yaşadı ve yaklaşık üç ay sahalardan uzak kaldı; Transfermarkt kayıtlarında o sezon toplam 133 günlük eksik dönem ve 26 kaçırılan maç görünüyor. Daha önce de kasık/adductor problemleri yaşamış olması, özellikle Italiano’nun yüksek tempolu oyununda mutlaka sağlık kontrolünün merkezinde olması gereken konu.

İkincisi ise şu: 26 yaşındaki bugünkü Vlahović ile 21 yaşındaki Fiorentina Vlahović’inin fiziksel dinamizminin aynı olduğunu varsayamayız. Juventus yıllarında gol üretimi devam etti — lig kariyerinde Fiorentina’da 44, Juventus’ta 50 golü var — fakat Fiorentina’daki o patlayıcı gelişim çizgisi kesintisiz devam etmedi. 2025-26 Serie A sezonunu sakatlıklara rağmen 19 maçta 7 golle tamamladı.

Dolayısıyla benim ilk değerlendirmem şöyle:

Italiano’nun Beşiktaş’ı için Vlahović’in futbol profili yaklaşık 8/10 uyuyor.

Özellikle:

Cerny → içeri kat ediyor
Rıdvan → bindiriyor
Olaïtan → ara pası/cut-back üretiyor
Orkun → savunma arkasını ve ceza sahasını besliyor
Vlahović → stoperi taşıyor, koşuyu yapıyor ve ilk vuruşu gerçekleştiriyor.

Eyüpspor maçında Semih’in 63 dakikada sıfır şutla kalmasına yol açan boşluğu düşünürsek, Vlahović tipi santrfor tam olarak oraya cevap veriyor.

Hatta daha çarpıcı söyleyeyim: Beşiktaş’ın Eyüpspor karşısındaki oyununu izleyip santrfor tasarlasaydık, ortaya çıkan oyuncu Vlahović’e şaşırtıcı derecede benzerdi. Eksik kalan iki özellik elit hava hakimiyeti ve sürekli yüksek yoğunluklu pres; artıları ise ceza sahası koşusu, stoper sabitleme, tek vuruş, fiziksel tehdit ve Italiano’nun sistemini zaten bilmesi.

Eyüp maçında Vlahović olsaydı simülasyonu

Burada yapılabilecek en sağlıklı simülasyon, Beşiktaş’ın Eyüpspor maçındaki düzenini değiştirmeden yalnızca Semih Kılıçsoy’un yerine Vlahović’i koymak. Çünkü asıl soru, Vlahović’in başka bir sistemde nasıl oynayacağı değil; Rıdvan Yılmaz, Leandro Trossard, Orkun Kökçü, Junior Olaïtan ve Václav Cerny’nin arkasında veya yanında şekillenen mevcut hücum düzeninin önünde ne değiştireceği.

Semih’in Eyüpspor karşısındaki performansı bu karşılaştırma açısından önemli bir başlangıç noktası oluşturuyor. Beşiktaş’ın rakip ceza sahasında 34 kez topla buluştuğu maçta santrfor pozisyonunda başlayan Semih, 63 dakikada yalnızca üç ceza sahası dokunuşunda kaldı ve hiç şut çekemedi. Takım rakibin ceza sahasının çevresine kadar geliyor fakat hücumun merkezinde sürekli tehdit yaratan bir oyuncu bulamıyordu.

Vlahović’in varlığı ilk olarak bu yapıyı değiştirirdi. Sırp santrforun temel görevi orta sahaya gelerek Orkun veya Olaïtan’ın yaptığı işi tekrar etmek değil, önündeki iki stoperi sürekli meşgul etmek olurdu. Bu küçük gibi görünen fark, Beşiktaş’ın hücumunun neredeyse bütün parçalarını etkileyebilir.

Rıdvan Yılmaz bunun en açık örneği. Eyüpspor maçında Rıdvan beş orta yaptı, dört gol fırsatı yarattı ve 0,30 xA üretti. Sol bekten gelen bu kadar yüksek hücum katkısının karşılığı, ceza sahasında doğru koşuyu yapan bir santrfor bulunduğunda çok daha farklı olabilir.

Vlahović ön direkte sert bir koşu yaptığında yalnızca kendisine pozisyon yaratmaz. Bir stoperi beraberinde götürür. Bu hareket Trossard’a penaltı noktası çevresinde, Olaïtan’a ikinci bölgede, Rıdvan’a ise geriye çıkarılacak pas için yeni seçenekler yaratır. Böylece bir Rıdvan bindirmesi artık yalnızca “orta açılabilecek bir hücum” olmaktan çıkar; ceza sahasında üç farklı tehdidin aynı anda oluştuğu organize bir hücuma dönüşür.

Bu değişimin Trossard üzerindeki etkisi de önemli olabilir. Vlahović merkezde stoperleri geriye doğru sabitlediğinde Trossard’ın sürekli çizgiye basmasına gerek kalmaz. Rıdvan genişliği sağlarken Trossard iç koridora yaklaşabilir ve kaleye daha yakın bölgelerde ikinci santrfor gibi kullanılabilir. Böyle bir düzen, Trossard’ın teknik yeteneğini ceza sahasının uzağında değil, gol tehdidinin yükseldiği alanlarda kullanma imkânı verir.

Ancak Vlahović’in varlığından en fazla fayda sağlayabilecek oyuncu Junior Olaïtan olabilir.

Olaïtan, Eyüpspor karşısında Beşiktaş’ın en üretken oyuncularından biriydi. Beş gol fırsatı yarattı, 0,71 xA üretti, son üçte 10 başarılı pas verdi, yüzde 95 pas isabetiyle oynadı ve maçın tek golünde Cerny’ye asist yaptı.

Bu rakamlar aslında Beşiktaş’ın santrfor problemine başka bir açıdan bakmamızı sağlıyor. Takımın son pası verebilen oyuncusu var. Eksik olan şey, bu pasların sürekli ulaşabileceği bir ceza sahası hedefi.

Vlahović burada farklı çözümler üretebilir. Stoperin önüne gelip Olaïtan’a tek pas duvarı olabilir ve ardından yeniden ceza sahasına koşabilir. Olaïtan yüzünü kaleye döndüğünde iki stoper arasından çapraz koşu yapabilir. Kanattan veya yarı alandan ceza sahasına girildiğinde ön direği zorlayarak arkadaki alanı Trossard’a veya Cerny’ye bırakabilir.

Dolayısıyla Vlahović’in katkısı yalnızca kendi şut sayısıyla ölçülmemeli. Bazen santrforun yaptığı en değerli hareket topa dokunmadığı koşudur. Bir stoperi iki metre yanlış yere götürmek, arkadaki oyuncuya bir şut koridoru açabilir.

Orkun Kökçü açısından da benzer bir değişim düşünülebilir. Orkun Eyüpspor maçında altı şut çekti ve hiçbirinde kaleyi bulamadı. Ancak aynı oyuncu 12 kez son üçte başarılı pas yaptı, üç gol fırsatı yarattı, yüzde 89 pas isabeti sağladı ve dokuz uzun pasın yedisini takım arkadaşına ulaştırdı.

Bu veriler Orkun’un o maçtaki asıl değerinin şut çekmekten ziyade hücumu beslemek olduğunu gösteriyor. Fakat önünde savunma hattını sürekli tehdit eden bir santrfor bulunmadığında, pas seçeneği kapanan Orkun’un hücumları uzaktan şutla bitirmesi kaçınılmaz hale geliyor.

Vlahović’in sürekli derinlik koşusu yaptığı bir senaryoda bu altı şutun bir bölümü şut olarak kalmayabilir. Orkun’un önünde erken orta, ara pas veya duvar pası seçeneği belirir. Bu nedenle Vlahović’in Beşiktaş’a katkısı, paradoksal biçimde takımın toplam şut sayısını artırmak zorunda değildir. Asıl değer, şutların yerini değiştirmektir.

Beşiktaş yine 19 şut çekebilir. Fakat 12 şut ceza sahası dışından gelmek yerine, bunların bir kısmı altıpas ile penaltı noktası arasından üretilebilir. İşte hücum kalitesindeki gerçek değişim burada ortaya çıkar.

Cerny açısından da Vlahović’in varlığı önemli bir avantaj yaratabilir. Çek oyuncu Eyüpspor maçında üç şutunun üçünü de kaleye göndermiş ve maçın tek golünü atmıştı. Cerny içeri kat ettiğinde karşısındaki bekle birlikte stoper yardımının gelmesi onun alanını daraltabilir. Ancak merkezde Vlahović gibi sürekli tehdit oluşturan bir santrfor bulunduğunda stoperin Cerny’ye doğru çıkması daha riskli hale gelir. Vlahović’i bırakırsa merkez açılır, çıkmazsa Cerny şut alanı bulur.

Bu nedenle Vlahović’in gelişi Cerny’nin rolünü küçültmek yerine daha etkili hale getirebilir.

Bütün bu ilişkileri tek bir hücum üzerinden düşünmek mümkün.

Salih Özcan topu Orkun’a verir. Vlahović birkaç metre geriye yaklaşarak stoperi beraberinde çeker. Orkun topu Vlahović’e aktarır. Sırp santrfor tek dokunuşla Olaïtan’a bırakır ve hemen yeniden ceza sahasına koşar. Olaïtan topu Cerny’ye aktarır. Cerny içeri doğru yönelirken Vlahović ön direğe, Trossard arka direğe, Olaïtan penaltı noktasına hareket eder; Rıdvan da ikinci dalga olarak arkadan gelir.

Bir anda Eyüpspor savunmasının problemi yalnızca topu takip etmek olmaktan çıkar.

Bir stoper Vlahović’i, diğeri Trossard’ı kontrol etmek zorunda kalır. Bek Cerny’ye çıkar. Orta saha Olaïtan’ın koşusunu takip eder. Rıdvan geriden boş gelir.

İşte santrforun hücum sistemine gerçek katkısı burada görülür.

Semih’in oynadığı Eyüpspor maçında Beşiktaş’ın hücum modeli birçok pozisyonda “topu taşı, rakibi sıkıştır, ceza sahasının çevresine gel, uygun boşluk oluşmazsa uzaktan şut çek” noktasına geldi.

Vlahović tipi bir santrforla aynı hücumun “topu taşı, rakibi sıkıştır, santrfor stoperleri sabitlesin, Olaïtan–Trossard–Cerny ortaya çıkan boşlukları kullansın ve hücum ceza sahasının içinden tamamlansın” biçimine dönüşme ihtimali yükselir.

Bu nedenle mesele yalnızca “Vlahović Semih’ten kaç gol fazla atar?” sorusundan ibaret değil.

Asıl soru şu olmalı:

Vlahović, Beşiktaş’ın zaten iyi yaptığı şeyleri daha değerli hale getirebilir mi?

Eyüpspor maçındaki veriler bu soruya olumlu cevap verme gerekçesi sunuyor. Rıdvan zaten çizgiye iniyor. Olaïtan zaten fırsat yaratıyor. Orkun zaten son bölgeye pas sokuyor. Cerny zaten şut tehdidi oluşturuyor. Trossard iç koridorlarda oynayabilecek teknik kapasiteye sahip.

Eksik olan, bütün bu hareketlerin ortasında savunmayı kendisine bağlayacak ve hücumu ceza sahasında tamamlayacak merkez oyuncusu.

Vlahović tam olarak bunu sağlayabilecek bir profil.

Onun varlığında Beşiktaş’ın daha fazla şut çekmesinden çok daha iyi şut çekmesini beklemek gerekir. Uzaktan denemelerin azalması, santrfor şutlarının artması, Olaïtan’ın paslarının daha değerli hale gelmesi, Rıdvan’ın bindirmelerinin gerçek bir ceza sahası tehdidine dönüşmesi ve Trossard ile Cerny’nin daha geniş hareket alanları bulması mümkün.

Bu nedenle Vlahović’in Beşiktaş’a katacağı şey yalnızca yeni bir golcü olmayabilir.

Takımın hücumunda zaten mevcut olan parçaları birbirine bağlayan son parça olabilir.